Bundan çok değil, on beş yirmi yıl önce manası bile tam olarak anlaşılamayan “Peyzaj” kavramı, şimdilerde içerisinde geçtiği her projeye değer katıyor. Bahçemizde bizimle büyüyen fidanlar, ev alırken dikkat ettiğimiz sosyal ve rekreasyonel alanlar, nefes aldığımız parklar, koşuşturduğumuz meydanlar, yürüdüğümüz yollar, caddeler, sokaklar, çatılar, balkonlar, daha neler neler…

İçeriğine dağlar dayanmaz mesleğimin belki de en çok sevdiğim özelliği; yaşamın her anında bir şekilde var olması…

Gezdiğiniz, gözünüzün alabildiği tüm çevrede, küçük bahçe ölçeğinden, bütçesi çok büyük rakamlara ulaşan projelere, kent ölçeğinden ülke ölçeğine yaşamın her alanında, bazen de masal diyarından fırlamışçasına eteğinizde, bluzunuzdaki desende, şapkanızın hemen sağındaki figürde:

Kısacası Peyzaj Her Yerde!…

Nasıl mı?

Tamam, biraz abartılmış olabilir ama…

 

Eskiden çimler üzerine uzanıp gökyüzünü izleyecek vakti varken, şimdilerde koşturan, telaş içinde bir şeyler yetiştirmeye çalışan insanlar için peyzaj farklı tasarımlarla, kullanıcının ayağına kadar sunuluyor…

Önceleri bahçe ile başlayan bu anlayış mecburi olarak, küçülerek saksı içlerindeki minyatür tasarımlarda, kimi zaman da tabiata aykırı bir şekilde dikey bahçelerle duvarlarda, hatta tavanlarda, kimi zaman da çatılarda kendini gösteriyor. Küçücük bahçelere sığdırabildiğimiz kadar hayallerimiz, balkonlarda yetiştirdiğimiz mini sebzelerimiz, masamızda büyüttüğümüz rengarenk çiçeklerimizle doğaya olan özlemimiz az da olsa giderilmiş oluyor.

 

Örnek olarak;

Masanızda; yemek için değil seyirlik tabi; ya da içinde sebzenizi büyütün, yiyin de tercih sizin…

 

Minyatür Bahçelerde; küçücük saksılardaki özgürlüğünüz.

 

Banyonuzda; paspas olarak negatif elektriği atma adına.

 

Satır başlarında, en güzel yazılarda…

 

Donatılarda; demire hayat veren tasarımlarda…

 

Kadrajlarda; en güzel anılarımızda.

 

Tarihten bugüne, zamana tanıklık eden ağaçlarda…

Çimin tavan halinde;

Çiçeğin Tavan Halinde;

Kimi zaman da minicik bir cam kavanozda.

Hayatımızın içinde bu kadar var olan peyzajın, figüranlarını da unutmamak lazım. Begonyalar, sardunyalar, mineler, evlerin balkon güzelleri, serviler, erguvanlar, fıstık çamları İstanbul güzelleri…

Asırlık çınar ağaçları, utangaç sığlalar, asil manolyalar, salkım saçak söğütler, endamlı meşe ağaçları ve daha niceleri…

Tasarımcısının elinde şekilden şekile giren taşlar, nakış nakış işlenen çiçekler, gölgesinde serinlediğimiz kameriyeler, huzur veren sesiyle sular, oturduğumuz banklar, her biri öyle değerlidir ki ustası için, her biri bir karakterdir aslında…

Tasarımları onlarla hayat bulur, güzelleşir.

Nitekim yüksek binalar, sonu gelmez yapılaşma değildir bizi mutlu eden, o yapılara tutunmuş, kıyısında köşesinde var olmaya çalışan ağaçlar, rengarenk mis kokulu çiçekler, su sesidir çoğu zaman huzur veren, mutlu eden.

Peyzaj tasarımlarıyla, yapıların acımasız gri rengi sarıya, maviye, yeşile, ahşaba bürünür, anlam kazanır.

Şüphesiz, mekanlar aslında peyzajla en güzel renklerine boyanır.

Aslında, Ustasının elinden çıkmış iyi bir peyzaj tasarımı belki duvarımıza asamadığımız, ancak her gün karşısına geçip hayranlıkla izlediğimiz, gün geçtikçe güzelleşen, mevsimlere göre renklenen tablolar gibidir.

Sonuç olarak;

Yaşanılabilir özgün mekanlar oluşturmak…

Hayatı renklendirmek, küçük dokunuşlarla büyük farkındalıklar oluşturma adına hayatın her anında…

“Peyzaj Her Yerde !”