Geçmiş uygarlıklardan geriye kalan yerleşimler ve kalıntılar tarihi çevremizi oluşturmaktadır. XIX. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar tarihî çevreler ve tarihî çevreleri koruma ile ilgili olarak çeşitli tanımlar yapılmış, ulusal ve uluslararası kongre ve seminerler düzenlenmiştir. 1800lerde tarihî çevre ve koruma daha çok anıt niteliğindeki yapıları korumaya yönelik olduğu için tanımlarda da “tarihî anıt” kavramı geçmektedir. İlerleyen zaman içerisinde koruma kavramında “anıt” ölçeğinden “çevre” ölçeğine doğru bir gelişim olmuştur. Tarihi çevre denildiğinde ise daha çok kentsel sitler kastedilmekle birlikte, kırsal tarihi ve arkeolojik sitler de bu kavram içerisine değerlendirilir. Tarihi çevre bir bütündür ve bir bütünün parçaları, o dokuyu oluşturan binalar, hayranlık uyandıran görünümleri ile çeşitli üslup ve biçimleri barındıran zengin düzenlemeler, sokaklar, kaldırırımlar, taşları (Z. Ahunbay) ve hatta yüzyıllar boyunca yaşayan zamana tanıklık eden anıtsal ağaçları ve canlı varlıkların barındığı KÜLTÜREL PEYZAJ unsurlarını da içine alan çevrenin tümüdür.

Kültürel Peyzaj (Culturel Landscape) koruma alanında oldukça yeni bir tanım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürel Peyzaj, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından “Kültürel ve doğal kaynakları ve bu bağlamda yaban hayatı ve evcil hayvanları içeren, tarihi bir olay ve bir etkinlikle birlikte olan ya da çeşitli kültürel ve estetik değerler sergileyen coğrafi alanlar” olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda doğa ve insan eliyle oluşturulmuş öğelerin uyum içinde olması; tarihi, estetik, etnolojik ve antropolojik olarak değer taşımaları; o bölgede hakim doğa unsurlarını, arazi kullanımın biçimlerini ve geleneksel yaşamın sürdürüldüğü dokuları bölge adına temsil edebilmeleri aranan diğer nitelikler arasındadır. Ancak, bir alanın “Kültürel Peyzaj alanı niteliği kazanması için doğa/ insan birlikteliğinin zaman içerisinde önemli ürünler vermesi ve bu ürünlerin uyum içinde olması gerekmektedir.

1992 yılında Dünya Mirası Konvansiyonunca doğal ve kültürel miras alanları kültürel PEYZAJ KAVRAMI altında toplanmıştır. Buna göre kültürel peyzaj “doğa ile insanın el ele vererek oluşturduğu her türlü insani, kültürel, simgesel boyutlar gösteren ve sosyal, ekonomik, kültürel güçlerce ve doğal çevre eliyle yaratılan fiziksel kısıtların ve olanakların etkisiyle toplumun ve yerleşmenin zaman içerisinde geçirdiği evrimi açıklayan kültürel nitelikler” olarak tanımlanır.

Dennise göre; Binalar, kentsel altyapı öğeleri gibi fiziksel olarak görünür olan değerler ile mimaride ve kentsel kurumlarda devamlı bir zaman çizelgesinde kendini gösteren sosyo-kültürel değerler tarihi çevrenin ayrılmaz nitelikleridir. Bu nitelikler somut ve somut olmayan kültürel mirası, nesiller arasındaki eşitlik ile çevre konularını içeren “jeokültürel bir kimlik” somut ve somut olmayan kültürel miras ile geçmiş-bugün-gelecek zaman çizelgesindeki ilişki yenilenemeyen kültürel bir peyzaj yaratır.

Madran ve Özgönüle göre kültürel peyzaj; insan topluluğunun evrimini, yer ve zaman içindeki davranış biçimlerini ve yerleşimini anlatan insan ve doğal elemanların değişim bileşimleri tarafından biçimlendirilmiştir. Bu bakımdan kültürel peyzaj taşıdığı anılar ve tüm somut – soyut bileşenleri ile çok geniş bir mirası kapsamaktadır. Kültürel peyzaj kavramının ortaya çıkışında insanoğlunun doğanın bir parçası olduğu düşüncesinin etkili olduğu vurgulanır. Bu nedenle tarih ya da tarih öncesi çağlardan bu yana insan etkinliklerinin sergilendiği kentler ve hatta “kentsel saçak alanları” kültürel peyzaja dâhil edilir. Kültürel peyzaj alanları hem doğal hem inşa edilmiş dokuların birbirine geçmesi, insanın arazi ile çevreye uyumu ve onları kullanma sonucu ortaya çıkmış bitkiler, suyolları, bahçeler, çitler, mezarlıklar, yapılar ve köy meydanları gibi özel yerlerdir.

KÜLTÜREL PEYZAJ TÜRLERİ:

Bu tanımlar çerçevesinde UNESCO tarafından oluşturulan uzmanlar grubu kültürel peyzaj alanlarını üç başlık altında sınıflandırmıştır.

1.      Açıkça Tanımlanabilen Peyzaj Alanı:

Bu alanlar insan eliyle düzenlenen büyük park ve bahçelerle bunların içinde bulunan yapı ya da yapı gruplarıdır.

Örnek:           Versailles Sarayı ve Parkları (Fransa), Potsdam Sarayları ve Parkları (Almanya), Yıldız Sarayı Yapı grubu ve Bahçeleri (İstanbul)

2.      Organik Olarak Gelişmiş Peyzaj Alanları:

Bu alanlar genellikle insan yaşamının tarihteki izlerini içerirler ve iki ana başlık altında toplanırlar.

a.      Jeolojik Miras:

Fosil /Kalıntı Payzaj Alanları: Bu alanlar canlı yaşamının bugün artık mevcut olmayan bölümlerini içerirler. Antik çağlarda kullanılmış ve bugün artık terk edilmiş maden ocakları bir endüstriyel peyzaj elemanı olarak ve bir tekniğin kalıntılarını içermeleri bakımından kalıntı peyzaj alanı olarak tanımlanır.

Örnek:           Güvem Fosil Alanı (Kızılcahamam)

b.      Sürekliliği Olan Peyzaj Alanları:

Bu alanlar eski çağlardan beri insanların sosyal ve ekonomik açıdan işlevlendirilmiş ve gelişerek günümüze kadar gelmişlerdir. Örneğin Hollandanın deniz seviyesi altındaki toprakları, Fransanın eski şaraplık üzüm bağları, Çindeki birkaç bin yıllık pirinç tarlaları bu tür peyzaj alanlarıdır. Çevrelerindeki arazinin ve bu araziden ürün alımının doğal ve geleneksel yönlerini hala koruyan ve sürdüren kırsal yerleşmeler de bu kategoride yer almaktadır.

Örnek:           Vlkolinec Köyü ve Çevresi (Slovakya) ,Yörük Köyü (Kastamonu)

3.      Yardımcı Kültürel Peyzaj Alanları:

Dini artistik ya da kültürel motiflerle bütünleşmiş tümüyle doğal bu oluşumlar önemli görülmüş, resim, şiir ve tablolara örnek olarak insanlar tarafından kullanılmışlardır. Diğer bir topluluk ise bu doğa olumunu kutsal saymış, onu dini inanışıyla bütünleştirmiş ya da onu mitolojik bir hikayeyle bütünleştirmiştir.

 

Örnek:           Kültürel motifle birleşmiş doğa parçası: Huangshan Dağı (Çin),

Dini motifle birleşmiş doğa parçası: Uluru-Kata Tjuta Milli Parkı

Mitolojik motifle birleşmiş bir doğa parçası: Ağlayan Kaya (Niobe) (Manisa)

 

 

TARİHİ ÇEVRE KORUMA ve KÜLTÜREL PEYZAJ KORUMANIN DÜNYADAKİ GELİŞİM SÜRECİ

Dünyadaki ilk koruma çalışmaları, yönetimin ve dinin etkisi ile yönetim binaları ve kilise, manastır gibi dinsel binalarda olmuştur. Fransada 1814-1879 yılları arasında Viollet-le Ducün “üslup birliğine varış” düşüncesiyle yaptığı restorasyon çalışmaları korumada atılan ilk adımlar olmuştur. Çağdaş koruma kavramına yakın ilk temeller ise XIX. yüzyılın sonunda Camillo Boito tarafından ortaya konmuştur (Binan, 1999). İtalyada Giovannoni de tarihî yapı restorasyonlarının daha bilimsel ve anıtların çevresindeki doku ile birlikte korunmaları gerektiğini savunmuş ve çağdaş onarımın ilkeleri sayılabilecek kuralları koymuştur.

Bu gelişmeler 1931de Atinada toplanan tarihî anıtların korunması ile ilgili Mimar ve Teknisyenlerin I. Uluslararası Konferansında uzmanlar tarafından tartışılmış ve benimsenmiştir (Ahunbay, 2004). Bu konuda 1931 yılında İtalyada Eski Eserler ve Güzel Sanatlar Yüksek Kurulunun oluşturduğu 11 maddelik Restorasyon Kartasının (Carta Del Restaura) (Ahunbay, 1996) 6. maddesi kültür mirası anlayışının kentsel ölçeğe doğru genişlediğinin ilk habercisidir. 1931 yılında yayınlanan Tarihi Anıtların Restorasyonu Kartası (The Athens Charter for the Restoration of Historic Monuments) İtalyan Restorasyon Kartasına atıfla tarihi alanların çevrelerinin korunmasına dikkat edilmelidir prensibini tekrar etmektedir.

Eski yapıların korunması ve onarımıyla ilgili ilkeler üzerinde karara varmak ve bunları uluslararası bir temele yerleştirmek amacıyla da Venedikte 25-31 Mayıs 1964 tarihleri arasında toplanan II. Uluslararası Tarihî Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi “Venedik Tüzüğü” adıyla anılan kararları almıştır. Tüzükte; korumanın sürekliliğinin sağlanması, anıtların çağdaş yaşam içinde toplumsal amaçlarla kullanılıp değerlendirilmesi ilke olarak kabul edilmiş, onarımda çağdaş teknolojiden yararlanma, çevre düzenleme, arkeolojik sitlerde yapılacak onarımlar konularında açıklamalar getirilmiştir. Bu içeriği ile Venedik tüzüğü tarihî anıt ve çevrelerinin korunmasıyla ilgili çağdaş düşünceleri bir araya getirmektedir (Palalı, 1992).

1969da Brükselde yapılan Avrupa Konferansı Sorumlu Bakanlar toplantısında, özellikle Avrupa ülkelerinin koruma politikalarına yaklaşımları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu toplantıda, koruma kavramının, “mimari miras” deyimi ile çevresiyle uyumlu ve kent planlama politikaları ile bütünleşmiş bir kavram olarak kabulüne karar verilmiştir. Bütünleşik koruma da tarihî dokunun çevresi ile birlikte güncelliğinin artırılarak korunması beklenmektedir. Bu kavram uyarınca herhangi bir prestij önceliği olmaksızın Avrupa tarihî, peyzajı ve yaşam tarzını yansıtan her türlü doku, mimari miras deyimi içinde değerlendirilmiştir (Eke ve Özcan, 1988).

Yalnız tarihsel mimari yapıların değil, bunları çevreleyen arazi ve bahçelerin de aynı titizlikle korunup restore edilmelerinin kaçınılmaz olduğu ise, ilk defa 13-18 Eylül 1971de FOUNTAIN BLEAUdaki uluslararası sempozyumun konusu olmuştur. Bu sempozyum ICOMOS (İnternational Council of Monuments and Sites – Dünya Tarihi Anıtlar Koruma Federasyonu) ile IFLA (İnternational Federation of Landscape Architect – Dünya Peyzaj Mimarları Federasyonu ) arasındaki ortak çalışma ve çabanın ürünü olarak gerçekleşmiştir. IFLA bütün ülkelerdeki tarihi bahçelerin yeniden ele alınması ve yaşar hala getirilmesi ile ilgili kararı, 1967 Sardunya Kongresinde almıştır. Karardan hemen sonra IFLA içinde, gerekse ICOMOS ile birlikte yapılan çalışmaların gelişmesinde Avrupalı Peyzaj Mimarlarından Bay Rene ‘Pechere ile Bn. Gerda Gollwitzerin önemli katkıları olmuştur. Ve sonunda gerçekleşen 1971 Fontainbleau Sempozyumunda alınan kararlar şunlardır:

-Tarihi bahçelerin envanteri,

-Tarihi bahçelerin bozulma nedenleri ve etki eden faktörler,

-Özel mülkiyet altındaki tarihi bahçeler,

-Tarihi bahçelerin korunmaları,

-Tarihi bahçelerin donanımı,

-Dokümanlar,

Tarihi bahçelerin bir listesinin edinilmesi için önceden hazırlanan soru formlarıyla, 30 ülkeden 1550 kadar bahçe saptanmıştır. Formlardan, çeşitli ülkelerdeki bahçelerin adları, yerleri, ait oldukları devir, özellik gösteren değerleri, ziyaret olanakları gibi bilgiler yer alıyordu. Bu formların amacı sayılarını tam olarak belirlemek, iyi bir analizle devirlerin düzenleme kurallarını saptamak, çevresel etkilerden korunması şart olan önemli örnekleri belirleyerek bunların kurtarılması için uluslararası olanakları araştırmaktır.

Tarihi bahçelerin de mimari anıtlar gibi, koruma ve restorasyon programlarına alınması fikrini IFLA şu temel düşüncelere dayandırmıştır:

  • Klasik yazarlardan Homer, Shakspeare, Montaigne ve Goethe, modern konuşma dili için nasıl önem taşırsa tarihi bahçelerde modern bahçeler için öyledir. Doğa ve tüm sanatların sonsuz değerlerine geçiş olanağı sağlarlar.
  • Tarihi bahçeler sadece kendi kültürel bir değer olmakla kalmazlar, bulundukları şehrin değerini ve çekiciliğini artırırlar. Bu nedenle yapılan harcamalar hiçbir zaman boşa gitmeyecektir.
  • Tarihi bahçeler yaşayan anıtlardır. Bir kısmı iyi olsa da bazıları kaçınılmaz restorasyon gereksinimi içindedir. İyi durumdakiler bile, uzun zaman içinde, orijinal durumlarından uzaklaşmaktadırlar. Bunların asıllarını korumak için binalardan farklı özellikte oldukları unutulmamalıdır.
  • Bütün bu nedenlerle, tarihi bahçelerin asıllarına uygun şekilde korunmaları ve ona göre onarımları için belirli temel kuralların saptanması gerekir.

Bu kuralların neler olabileceğini IFLA Tarihi Bahçeler Seksiyonu Başkanı RenePechere şu şekilde önermiştir:

1.         Bir bahçe mimari ve bitkisel düzenlemesiyle oluşmuştur. Restorasyon sırasında yapıtın belirli özelliklerini oluşturan mimari strüktür ile ana fikir ve atmosferin öncelikle analizi gerekmektedir. Bu analiz ayrıntılardan çok ana ilişkiler sorunudur. Ancak temel fikirleri belirginleştirmede ve çevre ile uyuşmada bitkisel materyalin oynadığı role daima dikkat edilmesi gerekmektedir.

2.         Her ülkenin kendine özgü bir tradisyonu vardır ve her tarihsel dönemin kendine özgü stiline ait kuralları vardır. Bu kurallar oldukça geniş sınırlar içinde yorumlanabilir. Ancak anlaşılabilen hususlar çok azının yorumlanabileceği ve bilinenlerin de çok azının unutulabileceği gözden kaçmamalıdır.

3.         Tarihi bahçe restorasyonunda, tamamen orijinaline uygunluk endişesine saplanıp kalınmamalıdır. Önemli olan ait olduğu devrin ruhunu o döneme yansıtabilmektir.

4.         Tarihi bahçeler görevini yapabilmeleri için sadece dekoratif özelliklere sahip olmamalı, zevkle ziyaret edilecek özelliği de taşımalıdır. Ancak zevk ve eğlence sınırı aşılarak bahçe zedelenmemelidir.

Avrupa Konseyi tarafından ilan edilen 1975 “Avrupa Mimari Miras Yılı” kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda, “Avrupa Mimari Miras Tüzüğü” hazırlanmış ve 26 Eylül 1975 tarihînde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir. Venedik Tüzüğü metnindeki “anıt”tan “mimari miras” kavramına geçiş, genişletilmiş, bir “tarihî çevre” kavramı, tarihî çevrenin evrensel değeri, koruma-ekonomi ve toplumsal yapı arasındaki doğru ilişkileri kurmaya çalışan “bütünleşik koruma” yaklaşımı ve bunun uygulanması için araçlar gibi önemli yeni yaklaşımlara yer verilmiştir (Binan, 1999).

1975in Avrupa Mimari Miras Yılı ilan edilmesi ile başlayan kampanya sonunda yayınlanan “Amsterdam Bildirgesi”nde mimari mirasın korunması kentsel ve bölgesel planlamanın hedeflerinden biri olarak belirlenmiştir. Avrupa Komisyonu (European Commission) tarafından Kültür Mirasını koruma konusunda ,”Raphael Programı” adında yeni bir çalışmaya başlanmıştır. Bu program dört yıllık olup 1997 ve 2000 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Avrupa kültür mirasını korumayı amaçlamaktadır. Koruma kapsamına taşınabilir ve taşınamaz kültür mirasları, arkeolojik ve su altındaki miraslar ve kültürel peyzajlar girmektedir.

2000 yılında Floransada Avrupa Konseyi üyesi devletler tarafından peyzaj korunmasını, yönetimini ve planlamasını geliştirmek ve peyzaj konularında Avrupa işbirliğini düzenlemek amacıyla Avrupa Peyzaj Sözleşmesi imzalanmıştır. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi çok geniş bir tanımlama ile sadece kentsel ölçekte değil, hem kırsal hem de kentsel ölçekte sürdürülebilir gelişmenin peyzajı korumak, yönetmek ve planlamaya dayandığını belirtmektedir. Günümüzde de özellikle Avrupa Konseyi, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (International Council on Monuments and Sites-ICOMOS) ve Kültürel Varlıkların Korunması ve Onarımı Araştırma Merkezi (International Centre for the Study of the Preservation and Restoration of Cultural Property-ICCROM) tarafından tarihî çevreleri korumaya yönelik çalışmalar devam etmektedir.

UNESCO tarafından tescillenen, korumaya alınan yüzlerce doğal ve kültürel yapı mevcuttur. Kentsel kültürel peyzaj başlığını alan ilk şehir Brezilyanın Rio de Janeiro şehridir. (Wikipedia)

 

 

 

KAYNAK:

-Madran. E ve Özgönül. N. 2005. Kültürel ve Doğal Değerlerin Korunması, Mimarlar Odası Yayını, İstanbul

-Gürenli. E. 1982. Röleve ve Restorasyon Dergisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayını, s.s. 35-39 Ankara

-Evyapan. G. 1988. O.D.T.Ü Mimarlık Fakültesi Dergisi, s.s. 189-193, Ankara

-Dinçer. İ. Kentleri Dönüştürürken Korumayı ve Yenilemeyi Birlikte Düşünmek: “Tarihi Kentsel Peyzaj” Kavramının Sunduğu Olanaklar

-Çelik. Deniz. ve Yazgan. Murat E. 2007. “Kentsel peyzaj tasarımı kapsamında tarihi çevre korumaya yönelik yasa ve yönetmeliklerin irdelenmesi.” Bartın Orman Fakültesi Dergisi 9. 11

-Ahunbay. Z. 2011. Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon, İstanbul

– Icomos Türkiye Mimari Mirası Koruma Bildirgesi “2013”

-Çöteli. Methiye G. Kültürel peyzajın korunması ve sürdürülebilir Kentsel gelişmenin yaratılması yönünde bir Politika önerisi